Sayfalar

10 Haziran 2010 Perşembe

9 Haziran 2010: İDRAR KAÇIRMA

Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Geçen hafta sonu Ulupark’taki oyun parkında kızımın başına gelen, hafif atlattığımız ancak çok ciddi yaralanmalara yol açabilecek kazayla ilgili hemen o gece yapılan müdahale için sevgili kardeşim Ertan Korkmaz’a teşekkür etmiştim. Bu hafta sonu yeniden olay mahalline gidip incelemelerde bulundum. Kırık parçanın değiştirilmiş olduğunu görmek beni çok mutlu etti. Bu nedenle Ertan’ın nezdinde görevlilere ayrıca teşekkür ediyorum.
Bizim toplumumuzda acayip bir umursamazlık, umarsız bir ruh hali var. Belki de benim gibi hekimler hep kazalar ve sağlık problemleri ile karşılaştığımız için bizde bir pimpiriklik var, bilemiyorum. Ama gördüğüm şu ki kimse yaşama çok değer vermiyor. Sonra da başına kötü bir şey gelince “yol kapalıydı, acilde kimse yoktu, çekil be önümden” şeklinde sorunu başka yerlere havale etmeyi tercih ediyorlar. Örnek vereyim; özellikle anneler bebek arabasını veya küçük çocuklarını genelde arabalara yakın tarafta tutmuyorlar mı? Çocuk bu, tam araç geçerken bir adım atıverir! Genelde gençler karşıdan karşıya geçerken araçların üstüne doğru yürümüyorlar mı? Herkes bir “don kişot”; yel değirmeniyle savaşıyor. Yoldan geçen arabaya kafa tutma ruh halini ben anlayamıyorum doğrusu. Bu tür kazalar insanın başına elli kere gelmez, bir gelir o da telafisi mümkün olmayan durumlara yol açabilir. Bu nedenle çocuklarınızı koruyunuz, onları uyarınız. Gördüğünüz aksaklıkları yetkililere hemen bildiriniz.
Bu vesile ile bir konuyu daha aktarmak istiyorum. Ulupark’ın batı kapısından Aynı Ali parkına doğru yürürken, köşedeki asker pazarına bir şey sordum. Genç arkadaşım “abi bizde o aradığınız yok ama karşıdaki Yasemin parfümeri yazan yerde olabilir” dedi. Gerçekten de orada aradığımı buldum ve satın aldım, çok önemli bir şey de değildi. Ancak bu durum bana çocukluğumdaki arastayı hatırlattı. Komşusuna hiç müşteri gelmezse arada bazı müşterileri oraya yönlendirirdi büyüklerimiz. Komşusu da nafakasını çıkarsın, evine ekmek götürsün derlerdi. Bu zihniyetle okumak için İzmir’e göçtüğüm 1982 yılından bu yana bir daha karşılaşamamıştım. O kadar hoşuma gitti ki anlatamam. Kendilerine de bunu anlattım ve tebrik ettim. Dolmuş şöförü arkadaşlarım bana kızmasınlar ama içlerinden bazıları 1 lira için aynı işi yaptığı arkadaşıyla yarışıyorlar, bu arada kırmızı ışıkta bile geçip yayaların hayatını tehlikeye atabiliyorlar. Halbuki sonuçta insanı aç bırakan hırstır, başka bir şey değil. Ayrıca başkalarına iyilik yapmak kalbimizi güçlendirir, mutlu oluruz. Böylece daha sağlıklı yaşarız.
Bu haftaki konuklarıma gelince her ikisi de meslektaşım. 1994 yılından beri beraber çalıştığım ve kliniğimizde kadın ve nörolojik üroloji sorumlusu Doç.Dr.Gökhan Temeltaş kendi konusu olan idrar kaçırma tedavisi hakkında bilgi verdi. Yine aynı konuda değerli meslektaşım Merkez Efendi Devlet Hastanesi Üroloji uzmanı Dr.Metin Ok’ta idrar kaçırma ile ilgili sorularımı yanıtladı. Bizler üniversitede hem bir düzen hem de daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak için hepimiz özel olarak ayrı konulara yoğunlaşıyoruz. Örneğin ben yıllardır ürolojik kanserlerle ilgileniyorum. Bu konuda araştırma yapıp, kongre, kurs ve toplantılara katılıyorum ve son bilgileri öğreniyorum. Bu diğer konuları bilmediğimiz veya ilgilenmediğimiz anlamına gelmiyor. Sevgili arkadaşım Gökhan’da daha çok kadınlarda gördüğümüz ama erkek ve çocuklarda da olan ve önemli toplumsal sorunlara yol açabilen idrar kaçırma ile ilgilenmektedir. Her iki meslektaşıma da çok teşekkür ediyorum.
Sağlıkta gündemi okuyun sağlıklı kalın.

Merkez Efendi Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr.Metin Ok: İdrar Kaçırma Kadınlarda Daha Çok!

İdrar kaçırma (İnkontinans) nedir?
İdrar kaçırma, mesane yani idrar torbası kontrolünün kaybolarak, kişinin isteği dışında, damlalar halinde veya daha yoğun olarak idrarın kaçması demektir. Mesane, kişi kendisi idrar yapmak isteyene kadar idrarı tutmakla sorumlu bir organdır. Bu işlevinde bir hata olduğunda kişi idrar kaçırır.

Ne sıklıkta görülmektedir?
Kadınlarda idrar kaçırma sanıldığından daha fazladır ve farklı araştırmalarda %14-49 arasında değişmektedir. Ancak, birçok kadın bu durumu, doğumun ya da ilerleyen yaşın normal bir sonucu olarak görüp doktora başvurmadığından, idrar kaçıran kadınların toplumumuzdaki gerçek oranını hesaplamak güçtür. Genellikle yaşlılar utandıkları için bu sorunu yakınlarından gizlerler ve sorunu kendi kendilerine çözmeye çalışırlar. Gençlerde ise, hafif idrar kaçırma çok sık olmadığı takdirde üzerinde durulması gerekmeyen ve doktora gitmeye lüzum görülmeyen bir sorun olarak algılanır. Halbuki, baştan itibaren alınacak önlemlerle yaşlılıkta sorunun daha da büyümesi önlenebilir.

Kadında idrar kaçırma tek tip mi yoksa farklı türleri nelerdir?
Öksürme, hapşırma, gülme, yürüme ve egzersiz gibi karın içi basıncını arttıran çeşitli hareketler sırasında idrar kaçmasına stres tipi idrar kaçırma diyoruz. Kadınlardaki idrar kaçırmanın yarısından fazlası bu tip idrar kaçırmadan oluşur. Bunun dışında mesane dolumu ya da diğer uyarılmalarla kendiliğinden mesanede kasılmalar olup, güçlü bir tuvalete gitme ihtiyacı hissedildiği anda, tuvalete yetişemeden idrar kaçırmaya da sıkışma tipi idrar kaçırma diyoruz. Hastaların üçte birinde idrar kaçırma bu tiptir.
Stres tip idrar kaçırma ile sıkışma tipi idrar kaçırmanın bir arada olduğu durumlarda karışık tip idrar kaçırmadan söz edilir. Örneğin hasta hem öksürdüğünde ya da hapşırdığında, hem de bazen ani bir sıkışma hissi sonrasında idrarını kaçırabilir. Hastaların beşte birinde karışık tipte idrar kaçırmaya rastlanmaktadır. Mesane kapasitesinin üzerinde idrar biriktiğinde, mesanenin aşırı gerilmesine bağlı olarak, idrar yapma zorunluluğu hissetmeden az miktarda idrar kaçırma da görülebilmektedir. İdrar kaçıran kadınların %5-10’unda görülür.

İdrar kaçırmanın sebepleri nelerdir?
Stres tipi idrar kaçırmanın görülme sıklığını arttıran faktörler; yaşın ilerlemesi, çok sayıda doğum yapma, iri bebek doğurma, ırksal yatkınlığın olması, ailesel yatkınlık (bağ dokusu elastikiyetinin az oluşu), menopoza girmek, sigara kullanmak, uzun süreli kabızlık şikayeti olması, şişmanlık, geçirilmiş kadın organ ameliyatları sayılabilir.
Sıkışma tipi idrar kaçırmanın görülebileceği durumlar; mesane enfeksiyonları, vajen enfeksiyonları, mesane taşları ve tümörleri, mesane çıkışı tıkanıklıkları, ani sıkışma hissi ile birlikte olan idrar kaçırmaya neden olabilir. Bazen de herhangi bir neden tespit edilemeyebilir.
Şeker hastalığı, omurilik yaralanmaları, multiple skleroz gibi bazı kas hastalıkları ve alkolizm sinir hasarına yol açarak ayrıca prostat büyümesi taşma tipi denilen idrar kaçırmaya neden olabilir.
Bazı ilaçlar da inkontinansa sebep olabilir veya kolaylaştırabilir. Bunlar arasında adale gevşeten ilaçlar, tansiyon düşürücü ilaçlar, idrar söktürücüler, sakinleştiriciler, depresyona karşı ilaçlar, alerji ilaçları, sayılabilir.
Devamlı idrar kaçırmaya sebep olabilecek nedenler arasında ise mesane ve vajen arasında ya da idrar kanalı-vajen arasında oluşacak fistül denen, normalde olmaması gereken kanalsı yapılar sayılabilir.

İdrar kaçırmanın günlük hayata önemli bir etkisi var mı?
İdrar kaçırma önemli bir sosyal problemdir. Hastaların hayat kalitesi ciddi oranda bozabilen bu durum, şahsın kendisine olan güvenini ve davranış kalıplarını bozabilmektedir. Aynı zamanda sürekli ped kullanmak, beklenmedik anda meydana gelen ıslaklıktan utanmak ve idrar kokusu kadınları sosyal ve psikolojik açıdan da zor duruma sokar. Sürekli kullanılan pedler, tahrişe neden olup pişikler oluşmasına yol açar. Ped kullanma zorunluluğu kıyafet seçmekte sorun yaratabilir. Kısacası bireylerin yaşam kalitesini çok kötü etkileyen bir durumdur.

İdrar kaçırma çiftlerin cinsel yaşamını nasıl etkiliyor?
İdrar kaçırmanın kadın cinsel fonksiyonları üzerine olumsuz etkisi olduğu ve bu hasta grubunda seksüel fonksiyon bozukluğu sıklığının %26 ile %43 arasında değiştiği bilinmektedir. Ülkemizde de yapılan araştırmalarda benzer bulgular saptanmıştır.
İsveç’te 2009 yılında yapılan bir çalışmada idrar kaçıran kadınların sadece günlük yaşamının değil cinsel yaşamlarının da bozulduğu gösterildi. İdrar kaçıran 206 kadınla yapılan görüşmelerde kadınların %38’i ve eşlerin %32’si idrar kaçırmanın ilişkilerini ciddi şekilde bozduğunu belirtmişler. Bu oran genç çiftlerde daha yüksek bulunmaktadır.

CBÜ Tıp Fakültesi Üroloji Uzmanı Doç..Dr.Gökhan Temeltaş: Günümüzde idrar kaçırması kolay ve başarılı ameliyatlarla tedavi edilebiliyor!

İdrar kaçırmada nasıl tanı koyuyorsunuz?
İdrar kaçırma tedavisinde, kaçırmanın tipinin belirlenmesi tedavi açısından büyük önem taşımaktadır. Muayeneye ek olarak, inkontinansın tanısını doğrulamak amacıyla bazı ek testler yapılabilir. Testler doğru tedavinin uygulanması için, büyük önem taşımaktadır. Bu testler şunlardır; idrar tahlili, idrar akım hızı, işeme sonrası atık idrar tayini, gerekli hallerde ürodinami ve sistoskopi.
Ürodinami, nöroürolojik ve ürolojik hastaların idrar kaçırma sorunları teşhisinde kullanılan çok geniş kapsamlı bir tetkik yöntemidir. Ürodinamik tetkikler mesane ve kaslardan oluşan sfinkterlerin uygun çalışıp çalışmadığını değerlendiren ayrıntılı çalışmalardır. Alt üriner sistem hastalıklarından kaynaklanan idrar kaçırma sorunlarının değerlendirilmesinde kullanılan bu yöntem hastaya medikal ve cerrahi tedavi seçeneklerinden hangisinin uygulanması gerektiği konusunda hekime ayrıntılı bilgi verir.

İdrar kaçırma nasıl tedavi edilir?
En doğru tedavi, idrar kaçırma tipine göre belirlenecektir. Çünkü her tip idrar kaçırmada her tedavi yaklaşımı etkili olmayabilir. Bu nedenle farklı tedavi seçenekleri vardır.

Evde uygulayabileceğin tedavi yöntemi var mı?
Evet, bazı özel egzersiz hareketlerini hasta evinde kendi uygular. Kegel egzersizleri pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizlerdir bazı durumlarda tek başına, ancak genelde yardımcı yöntem olarak etkili olur. Bu tedaviyle idrar torbası ve idrar yapmayla ilgili kasların kontrol altına alınması sağlanarak pelvik taban kasları güçlendirilir. Bu ezersizlerin nasıl, ne sıklıkta ve ne süre ile yapılacağı hekim tarafından hastaya açıklanır. Bu egzersizlere ek olarak bir idrar günlüğü oluşturularak bu program çerçevesinde mesane eğitimi sağlanmaya çalışılır.

İlaç ile tedavisi olabilir mi?
Bazı idrar kaçırma tipleri ilaçlar ya da hormonlarla tedavi edilir. Özellikle sıkışma tipi idrar kaçırma da ilaç tedavisi ilk seçenektir. İlaç tedavisinin süresi ise hastadan hastaya değişir.
Menopozdan sonra başlangıçta hafif olan idrar kaçırma şikayetleri kadınlık hormıonu olan östrojenin azalmasıyla birlikte gittikçe artar. Bu tür hastalarda tedaviye östrojen hormonunu da ilave etmek gerekebilir.

Sıkışma tipi idrar kaçırmada ilaç tedavisi başarısız olursa başka ne gibi tedaviler uygulanabilir?
Yeni bir tedavi olan botulinum toksin enjeksiyonu uygulanmaktadır. Bu yöntemde mesane adelesine botulinum toksini enjekte edilerek mesanenin kasıcı kaslarında geçici gevşeme sağlanır, böylece acil idrar hissi veya yetişememe tarzındaki idrar kaçırma tedavi edilmeye çalışılır. Ancak çok iyi seçilmiş hastalarda ve hasta çok iyi şekilde aydınlatılarak uygulanması gereken bir yöntemdir. Her hasta için uygun değildir. Ayrıca pahallı olması ve sosyal güvenlik kurumu tarafından karşılanmaması da uygulanmasını zorlaştırmaktadır.

Stres tip idrar kaçırmada ne zaman cerrahi tedavi uyguluyorsunuz ve zor bir ameliyat mı?
Diğer tedavi yaklaşımları başarısız olduğunda cerrahi müdahale yapılır. Stres tip idrar kaçırmada günümüzde basit, az invazif (daha az kesi ile yapılan) ve çok kısa sürede uygulanabilen oldukça etkili, taburcu olma ve iyileşme dönemi çok daha kısa yeni metotlar uygulanmaktadır. TVT (Trans vajinal tape) veya TOT (Trans obturator tape) yönteminde idrar borusunun ortasına stres altında kapalı kalacak bir bant yerleştirilir, hasta aynı gün veya ertesi gün sondasız olarak evine gönderilir.

Ne zaman doktora başvurmalıyım?
Aşağıdaki sorulardan birine yanıtınız “evet” ise bir üroloji uzmanına danışılmalıdır:
Güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda; yürürken veya egzersiz yaparken; ağır bir eşya kaldırırken; oturur ya da yatar durumda ayağa kalktığınızda idrar kaçırıyorsanız;
Gün boyunca sık sık tuvalete gitmek zorunda iseniz;
Bu sorunlar nedeniyle ped kullanmak zorunda kalıyorsanız;
İdrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişemiyorsanız;
Tuvalette hiçbir zaman idrarınızı tamamen boşaltamadığınız hissine kapılıyorsanız

7 Haziran 2010 Pazartesi

Radyoterapi ve Kanser

Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Sizlere bu hafta radyasyon onkolojisini tanıtmaya ve bu konuda bilgi vermeye çalışacağım. Konuğum üniversitemizin radyasyon onkoloğu Doç.Dr.Ömür Karakoyun Çelik. Öncelikle bu türde birkaç branş olduğunu hatırlatmak isterim. Kanserle ilgilenen hekimlere genel olarak “onkolog” denilmektedir. Genel anlamda tüm kanserlerin ilaçla yani kemoterapi ile tedavisini sağlayan, ilgilenen uzmanlara “medikal onkolog” diyoruz. Örneğin hasta memede kitle saptar ve genel cerrahi uzmanına gider. O da kitleden biyopsi alır ve kanser teşhisi koyduktan sonra eğer uygunsa ameliyat yapar. Eğer hasta tamamen hastalıktan kurtulmadıysa kemoterapi alması için medikal onkoloğa yönlendirir. Medikal onkologda kemoterapiyi uygular ve artık hastayı takip eder. İşte bu durumda kemoterapi yerine veya yanında ışın tedavisi verilmesi gerekiyorsa “radyasyon onkoloğu” devreye girer. Kanserli alan ışınla tedaviye tabi tutulur. Bunun dışında birde nükleer tıp vardır. Bu uzmanlık dalında da kandan radyoaktif özellikli maddeler verilerek bu maddelerin vücutta farklı oranlarda tutulmasını saptayan uzmanlık alanıdır. Geçen hafta tiroid kanserinde bahsettiğimiz gibi “atom tedavisi”ni işte nükleer tıp uzmanları yapmaktadır.
Bunlar dışında benim gibi kendi ilgi alanına giren kanserlerin kemoterapi gibi tedavilerini de bazı branş hekimleri üstlenmektedir. Örneği göğüs hastalıkları uzmanları akciğer kanserinde kemoterapi vermektedirler. Yine üroloji alanındaki kanserlerle özel olarak ilgilenen hekimlere de “üro-onkolog” denilmektedir. Sanırım bu konuda en yetkin branşlardan biri de ürolojidir. Ülke çapında çok değerli üyelere sahip “Üroonkoloji Derneği”miz vardır. Derneğimiz üyeleri her yıl en az 2 kez toplanıp araştırmalar planlamakta, 2 yılda bir uluslararası kongresini düzenlemektedir. Bu kongreye dünya çağında meşhur uzmanlar katılmakta ve bilgi paylaşımı sağlanmaktadır. Son 5 yıldır bu derneğin bir alt grubu olan “Yaşam Kalitesi Çalışma Grubunun” başkanlığını yürütmekteyim. Özellikle kanserli hastalarımızın yaşam kalitesini yükseltmeye yönelik araştırmalar ve çalışmalar yapmaktayız.
Kanser çok faktörlü bir hastalıktır ve kesin olarak nedeni bilinmemektedir. Tanı ve tedavisi de pek çok branşı ilgilendirmektedir. Bu nedenle bu tür hastalarımızda bizlerde ortak aklı kullanmayı tercih etmekteyiz ve bu tür toplantılara “konsey” adını vermekteyiz. Günümüzde “ben bilirim” dönemi kapanmıştır. Ben de hastalarıma kararım bu yönde ancak kesin sonuç konsey sonrası verilecektir diye söylerim. Hatta istedikleri takdirde konunun uzmanlarının adını ve adresini vermekten de hiç çekinmem. Çoğu zaman hastalarıma başka uzmanlara da danışmalarını, fikir almalarını ben öneririm. Burada yalnız uyardığım konu, danıştıkları kişinin gerçekten konusunda uzman olma şartını aramalarıdır. Piyasada adı duyulmuş her hekim kanser alanında iyi olacak diye bir kural yok ve maalesef artık sağlıkta da ticari kaygılar var. Bunları da göz önüne almalısınız.
Son olarak gazeteci arkadaşım ve şuan belediyenin basın danışmanlığını yürüten Ertan Korkmaz kardeşime çok teşekkür ederim. Hafta sonu kızımı oynaması için Ulupark içindeki oyun alanına götürdüm. Yüksek kaydıraktan giren kızımın çığlığıyla deliye döndüm. Bir de baktım ki çıkıştan önceki yerde bir kırık alan var ve kayarken bir bacağı oradan çıkmış ve bacak arası takılmış şekilde buldum. Allahtan önemli bir şey olmadı. Hemen Ertan’ı aradım ve çok ciddi yaralanmalara yol açabilecek bu duruma hemen müdahale edilmesini sağladı. Ancak bu vesile ile önemli bir soruna değinmek istiyorum. Çoğu oyun parkları kırılıyor, yakılıyor ve zarar görüyormuş. Özellikle oradaki görevlilerden bu durumun ekonomik bedellerinin yüksek olması nedeniyle uzun süreli düzeltilemediğini öğrendim. Sorunları düzeltmek için bir çocuğun ölmesi mi gerekiyor? Biz aileler de elimizdekinin kıymetini bilmesi gerekir. Yoksa hepimiz mahrum kalırız.
Sağlıkta gündemi okuyun sağlıklı kalın.

Celal Bayar Üniversitesi, Tıp Fakültesi Radyoterapi Uzmanı Doç.Dr.Ömür Karakoyun Çelik: Kanserde Radyoterapi Tedavinin Önemli Bir Parçasıdır!

Radyoterapi nedir?
Radyoterapi genel anlamda yüksek enerjili x ışınları veya benzeri radyasyon türleri kullanılarak hastalıkların tedavisi anlamına gelmektedir. Radyoterapi halk arasında ışın tedavisi olarak da bilinir.

Radyoterapi ve kanser ilişkisi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kanser hastalarının büyük bir kısmında ışın tedavisine gerek vardır. Bu uygulamalar hem hastayı kanserden kurtarmak için gereklidir hem de hastada kansere bağlı gelişen ağrı, kanama, solunum yetmezliği gibi hastayı düşkün hale getiren rahatsızlıkları iyileştirerek hastanın yaşam kalitesini arttırmak için gereklidir.

Radyoterapi nasıl uygulanır?
Radyoterapi cihazları kullanılarak uygulanır. Biz radyoterapiyi genel olarak iki yoldan uyguluyoruz. Birincisi, external radyoterapi dediğimiz, hastanın vücudunun dışındaki bir radyasyon kaynağından kanserli veya istenilen bölgeye ışın demetlerinin yönlendirildiği dışarıdan uygulanan radyoterapi şeklidir. İkinci yol ise brakiterapi adını verdiğimiz ve radyoaktif kaynakların doğrudan tümörlü dokuya yerleştirilmesiyle ışın tedavisinin uygulandığı radyoterapi şeklidir. Genel olarak her iki tedavi şekli birbirini tamamlamakla birlikte yalnız başına external radyoterapi ya da yalnız başına brakiterapi de uygulanabilmektedir.

Radyasyon tümörü öldürürken normal dokuya da zarar vermiyor mu?
Radyoterapi normal dokulara en az zarar verecek şekilde uygulanmalıdır ki hastayı kanserden kurtardık diye sevinirken onu ömür boyu ışının yan etkileri ile yaşamaya mahkûm etmeyelim. Bu yüzden, radyoterapide modern cihazların kullanımı çok önemlidir. Radyoterapi uygulanmadan önce, tedavi pozisyonunda, hastanın hastalıklı bölgesini geniş olarak içeren bilgisayarlı tomografi görüntülerini alıyoruz. Her bir 3–5 mm’lik kesitte hastanın ışınlanmasını istediğimiz tümörlü bölgesi ve ışınlanmasını istemediğimiz normal dokularımızı belirliyoruz. Dikkatinizi çekiyorum. Burada yapılan hastaya özel bir tedavidir. Her hastanın kendi anatomik yapısı ve tümörlü alanı göz önünde bulundurularak yapılan bir tedaviden bahsediyorum. Ancak bu şekilde oluşabilecek yan etkiler öngörebilir ve önlenebilir. Eski tip radyoterapi cihazlarını kullanan kliniklerde bu yapılamıyor. Şunu da ifade etmeden de geçemeyeceğim. Ülkemize yeni teknolojiler son birkaç yıldır yoğun olarak kullanıma girdi. Bunların eğitimini veren merkez sayısının da henüz yeterli olmadığını düşünüyorum.

Daha çok hangi hastalıklarda radyoterapi uyguluyorsunuz?
Tüm kanser hastalarını değerlendirdiğimizde hastaların yaklaşık %70-80’inin bir şekilde radyoterapi aldığını görüyoruz. Akciğer kanserlerinde, baş-boyun bölgesinde yerleşen kanserlerde, rahim ağzı kanserlerinde, prostat kanserlerinde, bazı cilt kanserlerinde ve daha bir çok kanser türünde yalnız başına, kemoterapi ile birlikte veya hormon tedavisi ile birlikte radyoterapi oldukça etkili bir tedavidir. Bunun dışında kanser tanısıyla ameliyat uygulanan hastaların bazılarında kanserin aynı bölgede tekrarlamasını önlemek amacıyla ameliyattan kısa bir süre sonra ışın tedavisi gerekmektedir. Bu kanserler için, yukarıda sayılan kanserler dışında, meme kanseri, rahim kanseri, mide, rektum ve yemek borusu kanserleri, pankreas kanseri, yumuşak doku kanserlerini örnek verebiliriz. Bir de kanser tedavisi ile ömrünü uzatamadığımız hastalarımız var. Bu hastalarda biz kanser nedeniyle oluşan ağrılara radyoterapi vererek her türlü ağrı kesiciden hem çok daha etkili hem de uzun süreli bir rahatlama sağlıyoruz.

Radyoterapi detaylarına girersek, radyoterapi ne kadar sürüyor?
Radyoterapinin süresi her hastada farklı olabiliyor. Genel olarak, radyoterapinin hayat kurtarıcı tedavi olduğu durumlarda bu süre 1.5-2 ay kadar iken, radyoterapinin hastanın ağrılarını ya da kanama gibi diğer bulgularını hafifletici tedavi olarak kullanıldığı durumlarda 1-10 gün arasında olabiliyor. Tedavinin kendisi hastanın her gün yaklaşık 15 dakikasını almaktadır. Yine genel bir bilgi, hafta sonlarında tedavi uygulanmıyor.

Radyoterapinin en sık görülen yan etkileri nelerdir?
Radyoterapinin yan etkileri uygulanan bölgeye, kişisel duyarlılığa, yaşa, genel duruma göre değişebiliyor. Erken yan etkiler radyoterapi sırasında genellikle 3. haftada başlayan ve tedavi bittikten 1-2 ay sonra tamamen kaybolan yan etkilerdir. Bu yan etkiler, ışınlanan alana göre, verilen radyoterapi dozuna göre değişebilir. Halsizlik, kan değerlerinde azalma gibi genel yan etkilere ek olarak, meme kanserli hastalarda ciltte kızarıklıklar şeklinde olabilir. Baş-boyun kanserli hastada yine ciltte kızarıklık, ağız içinde kızarıklık, yara, yemek borusunda radyasyon hasarına bağlı yutamama, beyin ışınlamalarında saç dökülmesi, karın bölgesi ışınlamalarında barsakların hasarlanmasına bağlı ishal, bulantı gibi yan etkiler gözlenebilir. Geç yan etkiler akut yan etkilerden daha ciddi olabilmektedir. Tedavi bitiminden yaklaşık altı ay sonra ortaya çıkabilir. Hastanın yaşı ve radyasyona duyarlılığı ve normal dokulara verilen radyoterapi dozlarıyla yakın ilişkilidir. Örneğin çocuklar radyoterapi yan etkilerine karşı büyüklere göre çok daha duyarlıdır. Hem çocuktaki büyüme ve gelişmeyi etkiler, hem de radyasyona bağlı oluşan kanserler de dahil olmak üzere bir çok fonksiyonel ve kozmetik sorunlara yol açabilir.

Gamma knife ve cyberknife (uzay bıçağı) gibi cihazlardan bahsediliyor. Bunlar hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?
Evet. Bu cihazlar bizim rutinde kullandığımız cihazlardan biraz daha farklı üstün teknik özellikleri olan, daha pahalı cihazlardır. Bu cihazların bıçakla ilgisi yoktur. Bu cihazlar, yukarıda bahsettiğim radyoterapinin yan etkilerini azaltırken aynı zamanda yüksek radyoterapi dozlarını bir seferde veya birkaç seferde verme imkanını sağlamaktadırlar. Bu nedenle cerrahiye alternatif tedaviler olan stereotaktik radyocerrahi ve stereotaktik radyoterapi uygulamalarını sağlarlar. Ancak her kanserli hasta için uygun değildir. Bir radyasyon onkoloğunun hastayı değerlendirmesi gerekir. Gamma knife, yalnızca beyindeki 3-4 cm’den küçük iyi ve kötü huylu tümörlerin tedavilerinde kullanılır. Cyberknife ise daha yeni bir teknoloji ve kullanım alanları daha geniştir. Nokta atışı yapabilen cihaz olarak tanımlanmaktadır. Bence Cyberknife cihazını en popüler yapan özelliği erken evre akciğer kanserlerinde ameliyata alternatif bir tedavi olanağı sağlamasıdır.

Bu imkanlar yakın illerimizde var mı?
Gamma knife cihazı GATA ’da, Marmara Üniversitesinde, Gazi Üniversitesinde ve İstanbul Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesinde uygulanabiliyor. Cyberknife ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesinde, Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesinde, Gebze’deki Anadolu Sağlık Merkezinde, İstanbul’daki Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Ankara’daki Dr.Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılmaktadır.

Üniversitemizde veya şehrimizde radyoterapi uygulayan cihazlar ve imkanlar var mı?
Şehrimizde maalesef şu anda radyoterapi uygulayan özel yada kamuya ait bir radyoterapi merkezi yok. Üniversitemizde Radyasyon Onkolojisi Kliniği’nin inşaatı hızla devam etmektedir. Oldukça iyi tasarlanmış olan binası ve alınması planlanan modern donanımı ile üniversitemizin Radyasyon Onkolojisi kliniği Manisa halkının onkolojik açıdan tüm ihtiyaçlarını karşılayacaktır. Bildiğim kadarıyla Manisa Devlet Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Kliniği de kurulma aşamasında. Çok üzülerek belirtiyorum, bize başvuran radyoterapi alacak hastalarımızı İzmir’deki merkezlere göndermek zorundayız.

Bu imkanların sağlanması için sizce ne yapmalıyız?
Bu şehirde yaşayan kanser hastaları için radyoterapi hizmetinin verilememesinin büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum. Radyoterapide kullanılan cihazların pahalı olması bu şehirde bir radyoterapi merkezi kurulmaması için bir bahane olamaz. Manisa’da yaşayan hastalar bunun için bir buçuk - iki ay her gün bir başka şehre gidip gelmek zorundadır. Hem kanser nedeniyle sarsılan, hem de kanser tedavileri nedeniyle vücudu yorgun düşen bir hastanın her gün İzmir’e gidip gelmesindeki zorlukları bizzat yaşıyorum. Maddi imkânları olan hastalar bir derece bu zorlukları aşabiliyorlar ancak birçok hastamın yol parasını dahi zar zor ödeyebildiğine tanık oldum. Hastanemize radyoterapi merkezinin açılması için sadece benim çabalarım, çok istememe rağmen yeterli değil. Sanırım, bu şehre hizmet vermek için çalışan büyüklerimizin de bu hastaların durumuna benim kadar üzülmesi gerekir. Dünya Sağlık Örgütü her 250 bin nüfus için asgari 1 radyoterapi cihazının olması gerektiğini söylüyor. Ben bu şehirde yaşayan insanlara da bu konuda görevler düştüğü inancındayım. Neden bu hizmeti alamadıklarını sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum.

Celal Bayar Üniversitesinde Radyasyon Onkolojisi Kliniği Kurulması bölge halkı için nasıl bir etki oluşturur?
Manisa’da Radyoterapi kliniği olmadığı için tam anlamıyla kanser tedavisi yapılamıyor. Bundan kanser tedavisi ile ilgilenen diğer branşlar da etkileniyor doğal olarak. Kanser multidisipliner bir tedavi yaklaşımını gerektiren bir hastalıktır. Radyoterapi uygulayacak olan radyasyon onkoloğunun cerrah ve medikal onkolog ile doğrudan iletişim halinde olması gerekir. O yüzden, hastanemizde bir radyoterapi kliniği açıldığında, hastalarımızın daha doğru, dikkatli, bilinçli ve işbirliği içinde tedavi edilebilme şansı olacak.

Kanser hastalarına önerileriniz var mı?
Evet. Benim kanser hastalarına verebileceğim en önemli tavsiye kanser tanısı konduktan sonra tedavileri için acele karar vermemeleridir. Bir hafta - on gün gibi kısa süreli tedavi gecikmeleri kanserin seyrini çok fazla etkilemiyor. Önemli olan hastaya doğru tedavinin uygulanmasıdır. Baştan yanlış yapılmış bir tedavinin telafisi olamıyor maalesef. Kanser cerrahisi, radyoterapisi ve kemoterapisi oldukça ağır ve zaman zaman ölümcül olabilen tedavilerdir. Bu yüzden kanser tanısı konan hasta ve yakınlarına eğer imkânları varsa kanser konusunda uzmanlaşmış birkaç doktordan tedavileri konusunda görüş almalarını öneririm. Görüştüğünüz tüm doktorlar size aynı bilgileri veriyor ve tedavi konusunda hemfikir iseler doğru adreslere gitmişsiniz demektir. Amerika’da yaklaşık üç yıl kendi alanımda doktorluk yaptım. Oradaki hastalar ile Türkiye’deki hastalar arasındaki en önemli fark şuydu: Hastalar doktorunu sorgulayabiliyorlar, doktorun yapabileceklerini ve yapamayacaklarını net olarak doktorun ağzından öğrenmek istiyorlar. Sadece doktorun onlara söyledikleriyle yetinmiyorlar. Ben şahsen hastalarıma farklı doktorlardan da görüş almalarını öneriyorum. Bu doktorun kendine olan güvenini de gösterir.

En yakındaki komşu ilimiz İzmir’e radyoterapi için sevk edilen hastalarımız hangi merkezlere nasıl gidebilirler, nasıl randevu alsınlar, bu konularda bilgi verebilir misiniz?
Radyoterapi çoğu zaman uzun süren bir tedavidir. Böyle olunca, gidilecek radyoterapi kliniğinin hastanın evine ne kadar uzaklıkta olduğu önem kazanıyor. Hastanın sağlıklı bir bünyesi olmadığı için yolda geçirdiği zaman ona eziyetli olabiliyor. Bu bakımdan Manisa’ya en yakın bölge olan Bornova’daki radyoterapi merkezleri daha pratik oluyor. Bunun dışında bazı merkezlerin teknolojik olarak cihazları daha yeni ve daha özellikli. Bu sayede yukarıda saydığım radyoterapinin yan etkileri de daha az görülecektir. Hastalar bu konuda mutlaka bir radyasyon onkoloğunun tavsiyesini almalılar.
Bildiğim kadarıyla Yeşil Kart’lı hastalar dışında sevk konusunda problem olmuyor. Hasta sağlık karnesi ile istediği radyoterapi merkezinde tedavi olabiliyor. Ancak, özel merkezlerde (Onkomer, Şifa ve İzmir Onkoloji gibi) ayrıcalıklı tedaviler için ek ücretler alınabiliyor.
Ege ve Dokuz Eylül Üniversiteleri, Yeşilyurt’taki Atatürk Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Tepecik Göğüs Hastalıkları Hastanesi-Radyoterapi kliniklerinde yeşil kartlı hastalar da tedavi olabiliyorlar.

Radyoterapi gören hastalar için önerileriniz nelerdir?
Radyoterapi kemoterapi ile birlikte yapıldığında yan etkiler daha ağır olabiliyor. Bu yüzden tedavi sırasında hastaların işe gitmemelerini, istirahat etmelerini öneriyorum. Tedavi sırasında haftada en az 1 kere doktorunuzu mutlaka görmeniz gerekiyor. Ya da sağlık durumunuzda herhangi bir değişiklik olduysa mutlaka doktorunuza bilgi vermeniz gerekiyor. Çünkü size çok ızdırap veren bir durumun çok basit bir tedavisi olabilir.
Önerim hastanın kendisini yormayacak kadar fiziksel olarak aktif olmasıdır. Yemek konusunda her kanser bölgesinde farklı önerilerimiz oluyor. Bu konuda da doktorlarınızın önerilerini dikkate almanız gerekiyor. Kanser tedavi sırasında alternatif tıp ile ilgili tedavilerin kullanılmasını ben önermiyorum. Çünkü kullanılan bu ot ya da ilaçların karaciğeri ve böbreği etkilemesi söz konusu olabiliyor. Bu da hastanın gerçek kanser tedavi almasını etkileyebilir. Bunun dışında sigara ile ilişkili kanseri olan hastaların mutlaka sigarayı bırakmalarını öneriyorum. Aksi halde yapılan tedaviler etkili olmayacaktır.