Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Bu hafta Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı! Hepimizin ama öncelikle çocuklarımızın bayramını kutluyorum. Onlar bizim, ülkemizin geleceği. Her açıdan sağlıklı bir toplum ve gelecek için çocuklarımızın sağlığına dikkat etmeliyiz. İlk yapmamız gereken onları sağlıklı beslemek. Sağlıklı beslenme ile ilgili bu sayfadan devamlı öneriler aktarıyorum sizlere. Ruhi beslenme için ise sadece sevmek yeterli. Dokunun, kucaklayın ve sarılın çocuklarınıza.
Bu hafta sizlere omurilik eğriliği yani “skolyoz” hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Skolyoz omurganın yana doğru eğriliğidir. Uzun süre oturma veya ayakta durma sonucunda omurgada yorulma olabilir. Bağların tahriş olması sonucu devamlı ağrı duyulabilir. Omurga yana doğru eğildikçe, dengeyi koruyabilmek amacıyla, ters yöne doğru ikinci bir eğrilik oluşabilir. Bu akşam çocuğu olanlar hemen kontrol etsinler. Ellerini dizlerine dayayıp eğildiklerinde sırttaki omur kemikleri enseden kalçaya ip gibi dümdüz olmalı değilse bir uzmana muayene olun. Çünkü her zaman uyarıyorum hastalık, bozukluk başta yakalanırsa kolay hallolur. Omurgadaki ilk eğrilik ne kadar büyük ise, büyüme tamamlandıktan sonra durumun daha da ilerlemesi olasılığı o kadar fazladır. Aşırı skolyoz solunum ve kalp problemlerine bile neden olabilir.
Üniversitemizin genç ortopedi uzmanı Yrd.Doç.Dr.Serkan Erkan özellikle bu tür operasyonlarla ilgileniyor. Skolyoz konusunda ve ameliyatı hakkında çok faydalı bilgiler verdi. Serkan benim gibi yine Celal Bayar Üniversitesinden uzmanlığını aldı. Sonuçta uzun yıllardır üniversitemizde sizlere sağlık hizmeti veriyor. Yine üniversitemizden, bu kez yıllar önce Ankara’dan transfer ettiğimiz, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı Doç.Dr.Canan Tıkız’da skolyozun ameliyatsız tedavisi ve egzersizleri hakkında bilgi verdi. Her iki meslektaşıma da çok teşekkür ediyorum. Yapılacak egsersizlere ait şekilleri orta sütunumuzda görebilirsiniz. Unutmayın bu şekiller ve sayfamızda verdiğimiz bilgiler, bir farkındalık, bilinç oluşturmak içindir. Yoksa sadece bu sayfada okuduklarınızla, bir uzmana danışmadan hastalık tedavi olmaz.
Geçen hafta Avrupa Üroloji Kongresi nedeniyle Barselona’daydım. Barselona, havası ve genel haliyle İzmir’e benzeyen bir şehir. Tabii mimarisi ile öne çıkıyor. Hatta bazıları ona “Gaudi’nin Şehri” bile diyor. Bizim gibi “egeliler” için keyifli, yürüyüp gezebileceğiniz bir yer. Yine de şunu söylemeden edemeyeceğim. Hiç biri, ki buna Barselona’da dahil, bizim memleketimiz gibi değil. İzmir-Kordondaki restoran kalitesi, yiyeceklerdeki lezzet, masaların, sandalyelerin kalitesi ve tabii ki servis güzelliğini göremiyorsunuz. Maalesef reklam yapmayı ve marka olmayı beceremiyoruz. Manisa’da bir öğlen yemeği bolluğu var ve çok lezzetli yemekler sunan pek çok restoranımız var. Her hafta prostat kursu için gelen misafirlerim söylüyorlar. Şehir olarak marka olmalıyız, reklamımızı yapmalıyız. Ben umutluyum, çok iyi gelişmeler var. Örneğin kupa maçında Fenerbahçeli futbolculara Manisa bezinden yapılan atkı hediye edilmesi bence çok güzel bir davranıştı. Düşünen, yapan, emeği geçen herkese kendi adıma çok teşekkür ederim. Sizlere daha önce de söyledim “futbol sadece futbol değildir”. Gelelim kongreye… Üroloji alanındaki izlediğim son bilgileri ve yenilikleri sizlere aktarmaya çalışacağım. Manisa’da Gündem’in sağlık sayfasını özellikle bu günlerde, Çarşamba günleri dışında da takip ediniz.
Sağlıkta Gündem’i okuyun sağlıklı olun.
tıp bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tıp bayramı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Nisan 2010 Salı
10 Mart 2010 Çarşamba
Biz doktorların da insan olduğu unutulmamalı!
Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Bu hafta sonu Tıp Bayramı! 14 Mart 1827'de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet'in önerisiyle ilk ameliyathanenin, Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir ve okulun kuruluş günü olan 14 Mart, "Tıp Bayramı" olarak kutlanmaktadır. İlk kutlama,…. diye tam yazmaya başlamıştım ki isteyen girsin internete “Vikipedia” denilen sözlükten baksın dedim. Zaten ezberden bilmiyorum ki! Yazmadan önce bende kitapları açıp bakıyor öyle yazıyorum sizlere. Asıl sorun ne biliyor musunuz? Öncelikle tam bahar geldi dedik dünden beri hava kapalı, yağmurlu; insanın neşesi kaçıyor. Ayrıca hafta sonu Manisa-Denizli maçını seyredip kentimizin takımına destek olmak için stada gittim. Sayın Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, Belediye Başkanımız Cengiz Ergün, valimiz, milletvekillerimiz, eşraftan tanıdığım pek çok dostum da oradaydı. Gittik ama yine moralimiz bozuldu. Şu Denizli’yi yeniverseydik çok güzel olacaktı (!)
Şimdi bizim doktor her hafta futbol konuşmaya başladı diyeceksiniz. Ama öyle değil; futbol sadece bir spor, bir oyun değil günümüzde. Şehrin tanıtımı, reklamı, vizyonu, gücü, ekonomisi ile ilgili bir şey. Hepimizi ilgilendiriyor. Bence bu gözle bakın olaya. Hem bir deşarj yani ruhi boşalma vesilesi. İşte bu özelliği ile de sağlıkla ilgili. Eşiniz sorun mu çıkarıyor onu da götürün maça. Yeni stadımız çok güzel, ailecek hafta sonu etkinliği olarak düşünülebilecek bir yer. Bu arada haftanın benim açımdan tek sevindirici yönü Antalyasporu yenmemiz. Koca Fenerbahçe’nin son dakikalarda 1-0’ın üstüne yatmasını da içime sindiremedim doğrusu.
Gelelim haftamızın konusuna: İlk Tıp Bayramı kutlaması 1919 yılının 14 Mart'ında işgal altındaki İstanbul'da gerçekleşmiş. O gün, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermiş. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamıştır. Bu yönüyle aslında milli bir hareket. İşte bir hekimde olması gereken tam da bu özellik: Hekim toplumda lider, yönlendirici olmalı. Onun için hekimleri iyi yetiştirmeli, onlara iyi çalışma imkanları vermeliyiz. Evet; “onlarda halkın içine girmeli ama hiç karışmıyorlar, burunları havada” dediğiniz duyar gibiyim. Sizde her doktor gördüğünüzde hemen bir tahlil çıkarıp sormayın kardeşim. Dostlarım bilirler her Cuma günü Ayn-ı Ali’ye giderim. Bugün buraya ruhumu temizlemek, beynimi boşaltmak ve dost sohbeti için geldim, sağlık sorunlarınızı hastaneye gelip anlatın derim. Yoksa gerçekten kolay değil hep sorun, hastalık dinlemek. Bizlerde insanız unutmayın. Bir daha gelirsem dünyaya düğün işletmeciliği yapacağım dedim geçen gün. Ne güzel etrafınızda hep gülen, eğlenen insanlar; oysa biz sizlerin üzüntüleri ve acılarıyla yaşıyoruz hep.
Dokuz Eylül Tıp Fakültesinde öğrenciliğimden hocam, daha sonra da burada üroloji asistanlığımda yine hocalığımı yapan Prof.Dr.Coşkun Büyüksu’dan hem sağlıklı yaşam hem de iyi doktor olmak için öneriler aldım bu hafta. Yine üniversitemizden deneyimli hocamız Prof.Dr.Erol Mir’e de aynı soruları yönelttim. Üçüncü konuğum yıllardır bizlere hizmet veren, deneyimli bir büyüğüm sevgili Ozan Gediz abim. Tüm konuklarıma çok teşekkür ediyorum.
Haftaya “Yaşlılar Haftası”. Yaşlılarda cinsellik, ruhsal sağlık ve nasıl sağlıklı yaşlanabiliriz konularını işleyeceğim.
Sağlıkta Gündem’i okuyun, sağlıklı kalın.
İyi haftalar.
Bu hafta sonu Tıp Bayramı! 14 Mart 1827'de, II. Mahmut döneminde, Hekimbaşı Mustafa Behçet'in önerisiyle ilk ameliyathanenin, Şehzadebaşı'daki Tulumbacıbaşı Konağı'nda Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire adıyla kurulması, Türkiye'de modern tıp eğitiminin başladığı gün olarak kabul edilir ve okulun kuruluş günü olan 14 Mart, "Tıp Bayramı" olarak kutlanmaktadır. İlk kutlama,…. diye tam yazmaya başlamıştım ki isteyen girsin internete “Vikipedia” denilen sözlükten baksın dedim. Zaten ezberden bilmiyorum ki! Yazmadan önce bende kitapları açıp bakıyor öyle yazıyorum sizlere. Asıl sorun ne biliyor musunuz? Öncelikle tam bahar geldi dedik dünden beri hava kapalı, yağmurlu; insanın neşesi kaçıyor. Ayrıca hafta sonu Manisa-Denizli maçını seyredip kentimizin takımına destek olmak için stada gittim. Sayın Başbakan yardımcısı Bülent Arınç, Belediye Başkanımız Cengiz Ergün, valimiz, milletvekillerimiz, eşraftan tanıdığım pek çok dostum da oradaydı. Gittik ama yine moralimiz bozuldu. Şu Denizli’yi yeniverseydik çok güzel olacaktı (!)
Şimdi bizim doktor her hafta futbol konuşmaya başladı diyeceksiniz. Ama öyle değil; futbol sadece bir spor, bir oyun değil günümüzde. Şehrin tanıtımı, reklamı, vizyonu, gücü, ekonomisi ile ilgili bir şey. Hepimizi ilgilendiriyor. Bence bu gözle bakın olaya. Hem bir deşarj yani ruhi boşalma vesilesi. İşte bu özelliği ile de sağlıkla ilgili. Eşiniz sorun mu çıkarıyor onu da götürün maça. Yeni stadımız çok güzel, ailecek hafta sonu etkinliği olarak düşünülebilecek bir yer. Bu arada haftanın benim açımdan tek sevindirici yönü Antalyasporu yenmemiz. Koca Fenerbahçe’nin son dakikalarda 1-0’ın üstüne yatmasını da içime sindiremedim doğrusu.
Gelelim haftamızın konusuna: İlk Tıp Bayramı kutlaması 1919 yılının 14 Mart'ında işgal altındaki İstanbul'da gerçekleşmiş. O gün, tıp okulu öğrencileri işgali protesto için toplanmış ve onlara devrin ünlü doktorları da destek vermiş. Böylece tıp bayramı, tıp mesleği mensuplarının yurt savunma hareketi olarak başlamıştır. Bu yönüyle aslında milli bir hareket. İşte bir hekimde olması gereken tam da bu özellik: Hekim toplumda lider, yönlendirici olmalı. Onun için hekimleri iyi yetiştirmeli, onlara iyi çalışma imkanları vermeliyiz. Evet; “onlarda halkın içine girmeli ama hiç karışmıyorlar, burunları havada” dediğiniz duyar gibiyim. Sizde her doktor gördüğünüzde hemen bir tahlil çıkarıp sormayın kardeşim. Dostlarım bilirler her Cuma günü Ayn-ı Ali’ye giderim. Bugün buraya ruhumu temizlemek, beynimi boşaltmak ve dost sohbeti için geldim, sağlık sorunlarınızı hastaneye gelip anlatın derim. Yoksa gerçekten kolay değil hep sorun, hastalık dinlemek. Bizlerde insanız unutmayın. Bir daha gelirsem dünyaya düğün işletmeciliği yapacağım dedim geçen gün. Ne güzel etrafınızda hep gülen, eğlenen insanlar; oysa biz sizlerin üzüntüleri ve acılarıyla yaşıyoruz hep.
Dokuz Eylül Tıp Fakültesinde öğrenciliğimden hocam, daha sonra da burada üroloji asistanlığımda yine hocalığımı yapan Prof.Dr.Coşkun Büyüksu’dan hem sağlıklı yaşam hem de iyi doktor olmak için öneriler aldım bu hafta. Yine üniversitemizden deneyimli hocamız Prof.Dr.Erol Mir’e de aynı soruları yönelttim. Üçüncü konuğum yıllardır bizlere hizmet veren, deneyimli bir büyüğüm sevgili Ozan Gediz abim. Tüm konuklarıma çok teşekkür ediyorum.
Haftaya “Yaşlılar Haftası”. Yaşlılarda cinsellik, ruhsal sağlık ve nasıl sağlıklı yaşlanabiliriz konularını işleyeceğim.
Sağlıkta Gündem’i okuyun, sağlıklı kalın.
İyi haftalar.
Hocamdan bizlere Tıp Bayramı mesajı: Doktor dürüst, insan ilişkileri iyi ve toplumda örnek bir insan olmalıdır.
Hocam mesleğinizdeki kaçıncı yılınız?
1972 yılı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum, mezun olduktan sonra hemen ihtisasa başladım. O günden beri fiilen çalışmaktayım. Yani 2010 Temmuz ayında 38 seneyi doldurmuş olacağım.
Sizinde Tıp Bayramı ile ilgili bir anınızı öğrenebilir miyiz?
Çok öne çıkan bir anım yok. Ancak bir defasında yemek masasında, yemeğin sonlarına doğru arkadaşımız bir fotoğraf çekmek için, şöyle yaslanın, böyle durun, yok fotoğrafa sığmıyorsunuz diye bizleri ayarladı ve fotoğrafımızı çekti. Ancak çekildikten sonra gördük ki benim sağ kolum masadaki birkaç vıcık vıcık yağlı yemeklerin içine girmiş. Ceket hemen temizleyiciye gitti tabii.
Sizce “iyi bir doktor” da olmazsa olmaz 5 özellik sayabilir misiniz? 1.Dürüst, sözüne güvenilir, insan ilişkileri son derece iyi, bulunduğu topluma örnek bir kişi olmalı.
2.Devamlı okuyup (dergiler, bilimsel yayınlar), toplantı, sempozyum ve kongre gibi toplantılara katılıp kendini geliştirmesi, yeni bilgilerle donanması gerekir.
3.Başaracağından şüphe duyduğu, yada bulunduğu ortamda yapılması mümkün olamayacak her hangi bir tedaviyi (gerek cerrahi gerekse tıbbi ) üstlenmemelidir.
4.Hastayla görüşürken hastalığın ne olduğunu veya ne düşündüğünü, tedavide neler yapılması gerektiğini, tedavi sonuçlarını ve komplikasyonları hakkında o hastanın anlayacağı tarzda çok net anlatmalı.
5.Hiçbir hekim hasta ile bir başka hekim hakkında onu kötüler tarzda konuşmamalıdır.
Hocam sağlıklı yaşamla ilgili siz halkımıza ne öneriyorsunuz?
Hastalar mümkün olduğu kadar sağlıklı beslenme çabası içinde olmalı, yapabildiği oranda spor, yürüyüş yapmalı. Sağlık yönünden herhangi bir şikayeti olur olmaz hekime başvurmalı. Pratikte gördüğümüz öyle vakalar oluyor ki, artık müdahale şansını kaybetmiş oluyor. Sebebi: geç başvurusu! Bu nedenle insanlar belli yaşın üzerinde ise ki bu 45-50 yaş diye kabul edilebilir, belirli aralıklarla tıbbi kontrollerini yaptırmalıdırlar.
Manisa'nın en deneyimli hekimlerinden Dr.Ozan Gediz, Tıp Bayramı nedeniyle konuğumdu:
Ozan Abi, uzun yıllardır Manisa’da yaşıyor ve çalışıyorsunuz değil mi?
1969 yılında Manisa Doğum evinde göreve başlayarak aynı yerde 10 yılı yöneticilik olarak 20 yıl çalıştım. O yıllarda kadın hastalıkları ve doğum alanında hizmet veren tek yer burasıydı. Aslında bu bina 1930’lu yıllarda tütün deposu olarak inşaatına başlanmış ve tamamlanamamıştı. 1953 yılında Doğumevi olarak hizmete açıldı. Yalnız merkeze değil bütün ilçelere de hizmet veriyordu. Yatak kapasitesi 42 idi. Benim göreve başladığım yıllarda bile gereksinimi zor karşılıyordu. Sonra SSK ve Üniversite hastaneleri hizmet vermeye başlayınca bir parça rahatlama oldu.
Uzun yıllardır kadın hastalıkları konusunda hizmet veriyorsunuz. Manisa için uzmanlık alanınız ile ilgili gelinen noktayı tanımlayabilir misiniz?
Bütün bilimler içinde en hızlı gelişme göstereni tıptır. Mesleğimin ilk yıllarındaki olanaklarla bu günleri karşılaştırırsak gelinen nokta inanılmayacak boyutlardadır. Yalnız bir noktayı vurgulamak isterim: Araya teknik çok girdiği takdirde bireysel yeteneklerin azaldığı gerçeğidir.
Özel bir soru: bugün eşiniz doğum yapacak olsa normal mi, sezeryanla mı doğum yapsın istersiniz?
Dünyada bütün ülkeler içinde yüksek sezaryen oranında en başlarda geliyoruz. Bunun pek çok nedenleri var. Yalnız bu nedenler arasında üzülerek ifade etmek isterim ki, tıp etiği ile bağdaşmayan olaylar da var. Bugün benim eşim doğum yapacak olsa hiç kuşku yok ki
normal doğumu tercih ederim. Eski bir söz “bir anne çocuğunun doğumunda ne kadar çok ızdırap çekerse o çocuğunu o kadar çok sever” der.
Halkımızın sağlıklı yaşaması için neler öneriyorsunuz?
Halkımızın sağlıklı yaşaması için koruyucu hekimliğe büyük önem verilerek geliştirilmelidir. Yine üzülerek ifade ederim ki, bizde bazı konular sözde kalıyor gerçek anlamda bir uygulama yapılamıyor.
Deneyimlerinize dayanarak sizin iyi “bir doktor” da olmazsa olmaz 5 özelliğiniz nedir?
Öncelikle şunu belirtmek isterim; ülkemizin hemen hemen her şehrinde bir üniversite ve tıp fakültesi açılması hekim kalitesini düşürüyor. Üniversite tahsilinin büyük kentlerde yapılması birçok yönden önemlidir. Önce büyük kentlerde öğrenciler bilim yanında sanatsal faaliyetler,
sergiler, tiyatro gibi etkinliklerden diğer Anadolu illerine göre çok daha fazla yararlanırlar. Büyük kentlerdeki hasta yoğunluğu ve çeşitliliği de yetişmede önemli rol oynar.
Bir diğer konu sağlık hizmetlerinin anayasamızda belirtildiği gibi her bireye eşit ve kazanç gözetilmeden verilmesidir. Günümüzde sağlık giderlerinin katılım payları ile hastalara ödettirilmesi yine Anayasa ilkelerine aykırıdır. Aynı zamanda performans sorunu hem gereksiz girişimlere hem de gereksiz tahlillere yol açmaktadır.
Eski bir söz iki türlü hekimden bahseder. Kapısından giren hastaya, ben bu kişiye nasıl yararlı olabilirim veya ben bundan ne kadar gelir sağlayabilirim diye düşünen. Buradan yola çıkarak bir hekimde olması gerektiğini düşündüğüm 5 özellik:
1.Hekim haddini ve yeteneklerini iyi bilmelidir. Kendine başvuran hastalara yeteneklerini aşan bir girişimde bulunmamalıdır.
2.Hekim olurken etmiş olduğumuz Hipokrat yeminini sık sık hatırlamalıyız.
3.Tıptaki gelişmeleri izleyebilmek için bilimsel toplantılara katılmalı. Yalnız burada amaç gezmek, eğlenmek değil, yenilikler hakkında bilgilenme olmalıdır.
4.Her hastaya yaklaşırken sanki kendisinin en yakını imiş gibi davranıp çözüm aramalıdır.
5.Bir hekim hastasının en iyi sırdaşı ve dostu olmalıdır.
Son söz olarak eski bir Latince sözü hiç unutmamalıyız: “Aslolan zarar vermemektir”.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
