Sayfalar

6 Nisan 2010 Salı

CBÜ Tıp Fakültesi, Çocuk Gastroenteroloji, Hepatoloji ve Beslenme Uzmanı Prof. Dr. Erhun KASIRGA: KAHVALTI ZİHİNSEL AKTİVİTEYİ DESTEKLİYOR!

Okul çağı döneminde yeterli ve dengeli beslenme neden önemlidir?
Okul çağı 7-12 yaşlar arasındaki dönem olup yaşam boyu sürecek beslenme alışkanlıklarının büyük oranda oluştuğu bir dönemdir. Okul çağı çocuğun toplum hayatına ilk kez katıldığı bir dönemdir. Bu dönemde arkadaşlar ve reklamlar gibi etkenler çocuğun beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olur. Bu durum çocukta yanlış beslenme alışkanlıklarının kazanılmasına neden olabilir.
Bu dönemdeki beslenme sorunları erişkin dönemde boy kısalığı ya da şişmanlık gibi yaşam boyu etkili olabilecek sonuçlara yol açabilir.

Okul çağındaki çocuklarda beslenmeyi etkileyen olumsuz faktörler nelerdir?
Devlet okuluna gidenlerde öğün atlama, özel okula gidenlerde ise okullarda çıkan yemekleri beğenmeme ya da besleyici değeri olmayan gıdaların tüketimi beslenmeyi bozan en önemli faktörlerdir. Daha önceden düzenli beslenme alışkanlığı kazanmamış olan çocuklar okulda canlarının istediği gıdayı tüketirler. Çocuklar tarafından tüketilen bu gıdaların besin değeri çoğunlukla düşüktür.
Okul çocuklarında yapılan araştırmalar çocukların büyük çoğunluğunun kahvaltı etmeden okula gittiklerini göstermektedir. Bu durum özellikle annenin kahvaltı etme alışkanlığı olmadığı durumlarda daha belirgindir.

Okul çağı çocuklarında en sık karşılaşılan beslenme sorunları nelerdir?
Kalsiyum eksikliği, kansızlık (demir eksikliğine bağlı), şişmanlık ve diş çürükleri okul çağı çocuklarında en sık karşılaşılan sorunlardır. Çocukluk dönemindeki şişmanlık erişkin yaşlarda ortaya çıkabilen diyabet, yüksek tansiyon, kan yağlarında artma, karaciğerde yağlanma ve kalp damar hastalıkları gibi hastalıklara zemin hazırlar.

Okul çağında sağlıklı beslenme önerileri nelerdir?
Çocuklar okula gitmeden önce sabah kahvaltısı yapmalarını sağlayacak şekilde yataktan zamanında kalkmalıdır. Sabah kahvaltısı zihinsel aktivite için gerekli olan enerjinin sağlanmasında çok önemlidir.
Çocuğun okuldaki besinlerini kendisinin seçebilmesi, arkadaşlarının kötü beslenme alışkanlıklarından etkilenebilmesi ve okul kantinlerinde besleyici değeri olmayan gıdalara kolayca ulaşabilmesi gibi nedenlerle okul çocuğunun beslenme açısından sıkı bir denetime gereksinimi vardır.
Okul çocukları her gün 2-3 porsiyon kırmızı et, balık veya kümes hayvanı gibi protein içeriği yüksek besinleri tüketmelidir. Süt ve süt ürünleri yalnızca iyi bir protein kaynağı değil aynı zamanda kemik gelişimi için gerekli olan kalsiyumun karşılanması açısından da önemlidir.
Gazlı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, süt ve ayran tercih edilmelidir. Günde en az iki su bardağı süt veya peynir, yoğurt, ayran gibi süt ürünleri eş değer miktarlarda tüketilmelidir.
Günde en az iki porsiyon meyve tüketilmesi yeterli C vitamini ve posa alımı açısından çok önemlidir.
Dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık sorunu varsa çocuk fiziksel aktivitesini arttırması ve enerji alımını bir miktar azaltması için teşvik edilmelidir.

Okuldaki beslenme sorunlarının çözümlenmesi için neler yapılmalıdır?
Okullarda beslenme eğitimi verilmesi, yemek çıkan okullarda diyetisyenlerin görevlendirilmesi, okul yönetiminin kantinlerde yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik yiyecek ve içeceklerin satılmasını sağlaması ve denetlemesi büyük önem taşır.
Okul çocuğunun diyeti fiziksel aktivitesine uygun olacak şekilde ayarlanmalıdır. Kola, meşrubat gibi içecekler yerine süt, ayran ve taze sıkılmış meyve suyu içme alışkanlığı kazandırılmalıdır.

Çocuğun yaşına, cinsiyetine göre yeterli ve dengeli beslenmenin göstergesi nedir?
Yeterli ve dengeli beslenmesinin en önemli göstergesi çocuğun büyüme ve gelişmesidir. Büyümenin yeterliliği çocuklarda yaşına ve cinsiyetine göre olması gereken vücut ağırlığı ve boy uzunluğunun saptanması ile anlaşılır.

Merkez Efendi Devlet Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr.Cenk Atman: AYAKÜSTÜ BESLENME SORUN YARATIYOR!

Okul çocuğunda beslenme durumunun iyileştirilmesi için önerileriniz nelerdir?
•Besinler ve yeme alışkanlıklarının sağlıklı olabilmesi için ebeveynlerin yol göstermesi ve örnek olması gerekir.
•Çocuğun diyetinin yeterli olduğunun izlenmesinde tutarlı kurallar konmalı ve uygulanmalıdır.
•Beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıkları, normal vücut kitlesini koruyacak şekilde düzenlenmelidir.
•Aşırı kilo sorunu varsa çocuk fiziksel aktivitesini artırma ve enerji alımını bir miktar azaltma yoluyla aşırı kilolardan kurtulmak için yüreklendirilmelidir.
•Çocuğun sağlıklı gıda seçeneklerini belirleyen güvenilir kaynaklar ile güvenilir olmayan promosyon amaçlı mesajlar arasında ayrım yapabilmesine yardımcı olun.
•Beslenme ile ilgili diş sorunlarına dikkat edin.

Okul çocuğunda obezite (şişmanlık) konusunda vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?Uygunsuz beslenme alışkanlığı ve hareketsiz yaşam şişmanlıkta rol almaktadır. Televizyon ve bilgisayar başında geçirilen zamanın artması ve bunların karşısında yüksek enerjili ve düşük besleyici değeri olan besinlerin alınması, dersler sebebiyle çocukların evde işlere yardım etmelerinin azalması, servis ile okula kadar gitme, yürüme ve spor alışkanlıklarının olmaması şişmanlığa davetiye hazırlar. Şişman çocukların tıbbi, diyet tedavisi gibi yaklaşımların yanında psikiyatrik açıdan da desteklenmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. Şişman çocuğu tedavi ederken diyet, egzersiz ve aileyle beraber davranış tedavisi gerekmekte, tedavi ederken ani kilo kayıplarında büyüme geriliğine yol açacak kısıtlamalardan kaçınılmalıdır.

Fast food ve abur cuburla beslenme alışkanlığı ne tür sorunlar yaratır?Günümüzde bu tip beslenme alışkanlığı hızlı yaşam temposu sebebi ile doğmuş ve sonra da bir endüstri ve yaşam tarzı haline gelmiştir. Ülkemizde bu tip beslenme ilkokul yıllarına kadar inmiştir. Bu tür beslenme yüksek enerjili ve besleyici değeri olmayan bir beslenme biçimidir ve kalorinin %40-50 si yağlardan gelir. Bu tür yiyeceklerde vitamin A düzeyi ve kalsiyumu düşük ve tuz oranı (sodyumu) yüksektir. Bu tür gıdalar ile beslenenler hipertansiyon, şişmanlık, gastroözefagial reflü hastalığı (mide ekşimesi ve ağza gelmesi), inflamatuvar barsak hastalığı ve vitamin-mineral eksikliği problemlerinin karşımıza çıkacağını unutmamalıyız.

Okul çocuğu döneminde vitaminler büyüme ve gelişmeyi nasıl etkiler?
Okul çağında alınan kalsiyum miktarı kemik ve diş gelişiminin yanı sıra ileri yaşlarda osteoporozun (kemik erimesi) önlenmesi açısından da önem taşır. Küçük çocuklarda süt ve süt ürünlerinden ya da koyu yeşil yapraklı sebzelerden alınan kalsiyum genellikle günlük gereksinimi karşılamaya yeterli olmaktaysa da adelosan çağa yaklaşıldığında artan kalsiyum gereksinimleri her zaman karşılanamayabilir. Büyüme sırasında kan hacminin hızla artması nedeniyle demir gereksinimi de artar. Kızlarda menstrüasyonun (adet görme) başlamasıyla artan demir kayıplarınında karşılanması gerekir. Et, balık, kümes hayvanları demirle zenginleştirilmiş ekmek ve tahıllar en iyi demir kaynaklarıdır.

Son olarak gazlı içecekler konusunda yorum yapar mısınız?
Büyümenin ve boy uzamasının en fazla olduğu dönemin okul çağı yani 7-14 yaşları olduğu akıllardan çıkarılmamalıdır. Bu nedenle kalsiyum kaynağı olan süt, yoğurt, kefir, peynir, ayran gibi yiyecek ve içeceklerin yeteri kadar tüketilmesi sağlanmalıdır. Gazlı içecekler bunları sağlayamadığı gibi mide bağırsak sistemine de zarar vermektedir.

31 Mart 2010 Çarşamba

KANSERDEN KORUNMAK İÇİN: GALATASARAYI TUTMAYI BIRAKIN

Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Yarından itibaren “Kanser Haftası” başlıyor. Bu nedenle erkeklerin ve kadınların en çok korktuğu meme ve prostat kanseri hakkında bilgi vereceğim sizlere. Ayrıca haftaya da yine sık görülen kanserlerden olan akciğer ve kalınbağırsak kanseri hakkında uzmanlarımız sorularımı yanıtlayacak. Bu ve diğer kanserleri daha ayrıntılı olarak ayrıca ele alacağım.
Genel olarak kanseri “terörist” hücreler olarak ele alıyorum. Yaşamda olduğu gibi bir yerde haksızlık, huzursuzluk, gelir dağılım bozukluğu, ekonomik sorunlar varsa o yerde terörizm ve anarşi olur. Ya da bunlar olmamasına rağmen bazen terörist yapıda da insanlar olabilir. Her şeye rağmen huzur bozan. Ancak sizin kolluk kuvvetleriniz sağlamsa onlar bertaraf edilir ve halka olaylar yansımadan geçiştirilir. İşte kanser de aynen böyledir. Bu nedenle sizlere her hafta sağlıklı beslenin ve yaşayın önerisinde bulunuyorum. Yalnız hem vücudunuzu hem de ruhunuzu sağlıklı besleyin! Böylece hücrelerimiz huzurlu bir ortamda yaşarlarsa niye kanserleşsinler. Her şeye rağmen terörist, kanser hücresi olabilir dedik. İşte siz sağlıklı besleniyorsanız sizin kolluk kuvvetleriniz de onları yakalar ve yok eder. Bu döngü vücudumuzda devamlı olagelmektedir.
Kanser konusunda bir diğer önemli uyarı da erken tanı! Artık pek çok kanserde erken tanı ile çok başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Seksenli yıllarda benim yengem meme kanserinden ölmüştü. O yıllarda tıp öğrencisi olduğum için yakından biliyorum. Geçen 25 yılda o kadar gelişti ki. Şimdi olsa belki hala yaşıyor olacaktı. Üniversitemizde özellikle meme kanserleriyle ilgilenen Prof.Dr.Teoman Coşkun bize kısa ama değerli bilgiler verdi. Ayrıca bir internet sitesi kurduklarını da bu vesile ile öğrenmiş oldum. Denedim site çalışıyor ve faydalı bilgiler var. Kendisine çok teşekkür ederim.
Bir diğer konuğumda yıllardır birlikte çalışmaktan büyük keyif aldığım, asistanlığımda da hocalığımı yapan sevgili “Murat abim”. Kuruluşundan bu yana kliniğimizde ürolojik kanserlerden birlikte sorumluyuz. Bu haftaki konuğum olarak sizlere prostat kanseri hakkında bilgi veriyor.
Prostat kanseri ile ilgili kesin tanı prostat biyopsisi ile konulmaktadır. Prostat biyopsisi kliniğimizde 10 yıldır yapılmaktadır. Bu konuda da oldukça deneyimliyiz ve sonuçlarımız çok başarılı. Hatta yakın zamanda tüm Ege bölgesi ürologlarına da kurs vermeye başladık. Vaka sayımız 1500’ü geçti. Hiç bir hastamız şiddetli ve dayanılmaz bir ağrı tanımlamadı. Sonuçta bir iğne batmakta ve doğal olarak hafif bir ağrı olması normal. Ama kesinlik çok hafifbir ağrı olduğunu ben değil hastalarımız tanımlıyor. Bu nedenle korkulacak, çekinilecek bir işlem olmadığını hatırlatırım.
Her iki kanserde de erken tanı, hastalıktan tamamen kurtulma şansı demek. Erken tanı için yaş sınırları da birbirine yakın. Demek ki erkeklerde kadınlarda 35 yaşından itibaren sağlık kontrollerini aksatmamalı. Daha öncede söyledim bir sağlık gününüz olsun. Akşam bir hafif yemek sonrası sabah aç karnına bir genel dahiliye veya aile hekimine kontrol olun. Ardından erkekler üroloğa; kadınlarda kadın doğum uzmanına muayene olmalılar. Sağlıklı ve uzun yaşamak mümkün. Yeter ki bedelini ödeyin.
Bu arada hem Manisaspor hem de Fenerbahçe taraftarını ve beni sevindirmeye devam ediyor. Bu arada kanserden korunmak için Galatasaraylılara önerim başka bir takımı desteklemeleri...
Sağlıkta Gündemi okuyun sağlıklı kalın.
CBÜ Tıp Fakültesi Üroloji Uzmanı Prof.Dr.Murat Lekili

Prostat Kanseri Nedir?
Prostat kanseri prostat bezi içindeki hücrelerin büyüyüp kontrol edilemeyen bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelen ve erkeklerde en sık görülen kanserdir. Genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkmakla birlikte son yıllarda daha genç hastalar da görülebilmektedir. Eğer erken tanı konulursa sağ kalım oranı %100’lere yaklaşmaktadır.

Risk Faktörleri Nelerdir?Özellikle 50 yaş üzerindeki erkekler risk altındadır. Ailede prostat kanseri olan birisinin varlığı riski artırmaktadır. Diyetin oldukça önemli bir risk faktörü olduğu bildirilmektedir. Yüksek yağlı diyet prostat kanseri gelişme riskini artırmaktadır. Buna karşılık meyve ve sebzeden zengin diyet riski azaltmaktadır. Bunlar dışında kanıtlanmış kesin bir risk faktörü yoktur.

Erken Tanı Mümkün müdür?Evet! Hiçbir belirti olmadan bazı inceleme ve testlerle erkenden kanseri tanımak olasıdır. Tarama testleri 50 yaş civarında başlamalıdır. Ancak aile öyküsü gibi risk faktörü söz konusu ise taramaya daha erken, 40 yaştan itibaren başlamak gerekir.
Eskiden beri kullanılagelen en basit inceleme parmakla makattan muayenedir. Herhangi bir büyüme yada sertlik hissedilebilir. Şüphesiz ki kesin tanı koydurucu bir inceleme olmamasına rağmen özellikle belli aralıklarla yapılan bu muayene oluşabilecek değişiklikler bakımından oldukça fikir vericidir. Bu nedenle 50 yaşından itibaren her yıl bu muayenenin yapılarak prostat kanseri erken tanısı için uyanık olunmalıdır. Ayrıca PSA denilen kan testide yapılmaktadır.
Belirtileri Nelerdir?En sık görülen bulgular;
•Ağrılı ve yanmalı idrar yapma
•İdrar yapmada zorluk veya idrara başlamada güçlük
•Sık idrar yapma
•İdrar kesesini boşaltamama hissi
•İdrarda veya semende kan görülmesi
•Kemik ağrıları
Ancak bu bulguların hiçbiri kansere özgü bulgular değildir. Bu bulguların olması hastalığı düşündürür ve ileri incelemelere gerek duyulur hale gelir.

Nasıl tanı konulur?Tanı konulması için prostat biyopsisi yapılmalıdır. Rektal muayene ve PSA testi şüphelendiriyorsa mutlaka prostat bezinden parça alınarak mikroskopik olarak incelenmelidir. Prostat biyopsisi yaklaşık 10 dakika süren, ağrılı olmayan bir işlemdir. Ancak resmi prosedürler için doğal olarak daha fazla süre gerekmektedir. Alınan örneklerin mutlaka deneyimli bir patoloji uzmanı tarafından incelenmesi sonucu tanı konulur.

Tedavi nasıl olmalıdır?Erken evrede cerrahi olarak prostatın çıkarılması en tercih edilen tedavi yöntemidir. Son yıllarda tekniklerde ilerlemeler nedeniyle prostat ameliyatı oldukça etkin olmanın yanında hastanın yaşam kalitesini de en az etkiler hale gelmiştir. Ameliyatın yan etkileri olarak idrar kaçırma ve ameliyat sonrası erkeklik gücünün kaybı sayılabilir, ancak bunların tüm hastalarda olacağı anlamı çıkarılmamalıdır. Özellikle sinir koruyucu yapılırsa ameliyat sonrası cinsel güç korunabilmektedir. Ayrıca ameliyat sonrası cinsel güç için detekleyici bir takım tedavi yöntemlerinin varlığı da unutulmamalıdır.
Cerrahi dışında ışın tedavisi de bir tedavi seçeneği olarak bilinmelidir. Işın tedavisi 40 günlük olup her bir seans 30 dakika olacak şekilde her gün uygulanmaktadır. Işın tedavisinin de ameliyat sonrası olan yan etkilere benzer yan etkileri olabilmektedir. Ek olarak komşu organlar da ışınlandığı için bazen barsak ve idrar kesesine ait yan etkiler de olabilmektedir.
Eğer hastalık yayılmış ise o zaman hormon tedavisi uygulanmaktadır.

Kemoterapinin yeri var mıdır?Kemoterapi prostat kanserinin standart tedavisi kabul edilmez. Anacak çok ileri evrelerde, uzak organlara yayılım olan olgularda özellikle hormon tedavisi sonrası cevap alınamazsa bir seçenek olarak kullanılmaktadır.