Sayfalar

19 Temmuz 2010 Pazartesi

CBÜ Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç.Dr.Yavuz KAYA: Pankreas kanser ameliyatı özel deneyim gerektirir

Pankreas kanseri tedavi edilebilir mi?
Pankreas kanseri çoğunlukla iyileştirilebilir bir hastalık değildir, ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bununla şunu demek istiyorum; iyileştirmek terimi hasta olan organı hastalıktan önceki normal haline geri getirmek anlamında kullanılır. Bu durum pankreas kanserinde mümkün değildir. Ancak, kanserli pankreas kısmını çıkararak kanserin neden olduğu sorunları ortadan kaldırmak mümkündür. Buna tedavi denilmektedir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?
Pankreas kanserinin tedavi yöntemleri arasında ameliyatla kanserli pankreas bölümünün çıkarılması, kemoterapi yani kanser ilaçları ile tedavi ve radyoterapi yani ışın tedavisi başlıca tedavilerdir. Bunlar arasında en iyi sonucu aldığımız ve mümkün olan her durumda öncelikle yapılması gereken ameliyatla tedavidir. Bazen kanserin özelliklerine göre bu üç tedaviyi birlikte kullanmamız da gerekebilir. Bu temel tedavilerin yapılamadığı durumlarda kanserin yol açtığı sorunları ortadan kaldırmak ve hastanın kalan yaşamını rahat bir şekilde sürdürebilmesine yardımcı olabilecek endoskopik işlemler veya ultrason ve tomografi gibi görüntüleme cihazları altında yapılan ameliyatsız işlemler de uygulanabilir.

Hangi durumlarda ameliyat yapıyor hangi durumlarda diğer tedavileri uyguluyorsunuz?
Pankreas kanserinin ameliyatı samimiyetle söylemek gerekirse bir insanın olabileceği en ağır ameliyatlardan biridir ve aynı zamanda ameliyatı yapan cerrahi ekip içinde en zorlu ameliyatlardan biridir. Bu nedenle ciddi anlamda deneyim ve uzmanlık gerektirir. Hemen her kanserde her zaman erken tanının önemi üzerinde halkı bilgilendirmeye çalışırız. Erken tanı hastaya gerçekten faydası olacak tedavilerin yapılabilmesi açısından pankreas kanserinde diğer tümörlere göre çok daha fazla önem arz eder. Pankreas vücutta oldukça önemli bir yerde bulunmaktadır. Çevresinde çok yakın komşuluk içinde bulunduğu hayati büyük damarlar ve dokular vardır. Ameliyatla hastaya fayda sağlayabilmek için bu hayati yapıların kanser tarafından tutulmadan tanı konulması son derece önemlidir. Eğer bu aşamada tanı konulmuşsa ilk tercih ettiğimiz tedavi şekli ameliyatla kanserli pankreas kısmının çıkarılmasıdır. Eğer hayati yapılar kanser tarafından tutulmuş veya kanser uzak organlara yayılmışsa kanserin neden olduğu sorunları çözmeye yardımcı olacak daha küçük boyutlu ameliyatlar veya yukarıda bahsettiğim diğer tedavileri tercih ediyoruz.

Pankreas kanseri ameliyatını kısaca anlatabilir misiniz?
Yapılacak ameliyatın şekli kanserin pankreas içinde yerleşimine göre bazı farklılıklar göstermektedir. Standart olarak en çok uyguladığımız ameliyat şekli kısaca şöyle. Anatomik yakın komşulukları nedeni ile kanserli pankreas kısmı, beraber on iki parmak barsağı, midenin alt yarısı, ince barsakların ilk 10-15 cm’lik bölümü, safra kesesi, safra yolları ve tüm bunların çevresinde kanser hücrelerinin kendisine yayılım yolu olarak kullandığı lenf kanalları ve bezleri denilen dokuları bir bütün halinde çıkarıyoruz. Kalan mide, safra kanalları, pankreas dokusu ve ince barsak arasında yeni ve uyumlu ağızlaştırmalar yaratıyoruz. Ameliyattan sonra sindirim sisteminin çalışma mekanizması tamamen değişmiş oluyor. Ancak hastalar buna kısa süre içerisinde uyum sağlıyor ve dikkat etmeleri gereken bazı noktalarla beraber normal şekilde beslenmelerine devam edebiliyorlar.

Ameliyattan sonra hastaların dikkat etmesi gereken konular var mı?
Böyle bir ameliyattan sonra en önemli nokta hayat boyu ameliyatı yapan cerrahın kontrolünde olmaktır. Hastaların, kendilerine söylenecek olan zaman aralıklarında mutlak şekilde kontrol, muayene ve tetkiklerine uymaya azami dikkat etmeleri gerekiyor. Öte yandan konforlu bir yaşam için, sindirim sisteminin çalışma mekanizmasının tamamen değişmesinden dolayı ameliyattan sonraki erken dönemde doktorunun önerdiği beslenme şekline uymaları ayrı bir önem arz ediyor.

Şeker hastalığı Pankreas kanserine neden oluyor mu?
Şeker hastalığının pankreas kanserine neden olduğuna dair kanıtlanmış bir bilimsel veri yok. Ancak tersi bir durum söz konusudur. Çok nadiren, pankreas kanserinin kendisi şeker hastalığına neden olabiliyor. Ancak bu durumun pankreas kanserini olumlu ya da olumsuz etkilediği söylenemez. Çok nadiren de olsa, pankreas kanserine ait belirtiler ortaya çıkmadan önce şeker hastalığının başlaması erken tanının konulabilmesi açısından bir avantaj sağlayabiliyor.

Pankreas kanserli hastalar için genel önerileriniz nelerdir?
Söyleşimizden anlaşılacağı üzere pankreas kanseri zor bir hastalıktır. Ancak hastalar bu zorluk karşısında kesinlikle yalnız değiller. Her hasta için ona özgü farklı bazı uygulamalar yapılması gerekebilir. Bu uygulamalar sonrasında takip edilmesi ve yapılması gerekenleri genel öneriler başlığı altında sıralamak oldukça zor. Bu nedenle, bu konuda, her zaman için konuyla ilgilenen deneyimli bir cerrahın ve gastroenteroloji uzmanının kontrolünde olmanın en önemli nokta olduğunu düşünüyorum.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

DEPRESYON: Her Psikiyatri Kontrolü Deli Olduğunuzu Göstermez!

Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Yıllar önce tıp fakültesi öğrencisiyken, o yılların meşhur hocalarından Prof.Dr.Cevdet Arsan’ın psikiyatri dersinden sonra ben de dahil pek çok arkadaşım anlatılan hastalıkların bizlerde de olduğunu zannetmiştik. Evet; psikiyatrideki hastalıkların çoğu aslında gündelik yaşamda hepimizde az-çok olan şeylerdir. Bunların makul bir süre içinde çözülememesi veya çok yoğun yaşanması durumunda psikiyatrik hastalıklardan bahsedebiliriz.
Çok sevdiği yakınını kaybeden bir kişinin bir süre üzgün olması kadar doğal bir şey yoktur. Ancak bu süre çok uzarsa veya günlük aktivitelerini engeller hale gelirse işte bir uzmana danışılma zamanı gelmiş demektir. Veya kendisine kanser, kronik önemli bir hastalık tanısı konulan bir kişi içinde benzer durum söz konusudur. Kendi kendine bu süreci atlatmak için benim danıştığım uzmanlar 6 hafta ile 3 ay arasında bir zaman diliminin normal olabileceğini belirttiler. Bu saydığım durumlar dışında mutlaka bir uzmana danışmalısınız.
Daha düne kadar “sizin bir psikiyatri kontrolü olmanız iyi olur” dediğim çoğu hasta yüzüme sanki küfür etmişim gibi bakardı. Bazıları içinden ama bir kısmı da yüzüme “ben deli miyim doktorum” derlerdi. Artık bu tür önerilerimiz çok mantıklı karşılanıyor, hatta bazen hasta yakınlarından bu tür öneriler sunuluyor.
Günümüzde stres faktörleri çok fazla ve insanlar her açıdan daha bireysel-bir başına yaşıyorlar. Dahası kapitalist sistem etrafımızdaki herkesi ve her şeyi yerimizde gözü olan olası bir düşman olarak algılattığı için; etrafımızda dertleşip konuşabileceğimiz yani “deşarj-boşalma” yapabileceğimiz dostlarımız kalmadı. Bunun sonucu da bu tür psikiyatrik hastalıkların arttığını düşünüyorum. Mutlaka başka nedenler de var ama bunlar da benim düşüncelerim.
Peki bugünkü konumuz depresyona gelince, böyle bir hastalığın olduğuna nasıl karar vereceğiz? Bununla ilgili ipuçlarını Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesi Başhekimi Dr.Ahmet Ayer’in yazısında bulabilirsiniz. Öğrenciliğimden bu yana bildiğim bu hastanede kendisi çok güzel hizmetler veriyor. Hem bu hizmetleri hem de bizlere verdiği değerli bilgiler için kendisine çok teşekkür ederim. Kendinizde veya yakınınızda bu bulguları gözlerseniz hemen bir psikiyatri uzmanına başvurunuz. Manisa psikiyatri uzmanı konusunda oldukça zengin. Hem Ruh ve Akıl Sağlığı Hastanesinde hem de üniversitede çok değerli uzmanlarımız var. Bu hafta depresyon tedavisi ile ilgili sorularımı da üniversiteden hocamız Prof.Dr.Ömer Aydemir’e yönelttim. Daha çok tedavisi ile ilgili verdiği değerli bilgiler için kendisine çok teşekkür ederim.
Bu arada teknoloji çok güzel bir şey. Şuan Datça’nın sakin bir köyü olan Yakaköy-Palamutbükü’nde tatildeyim. Burada bile her türlü teknolojik imkan var ve bu sayede yazılarımızı, işimizi yapmaya devam edebiliyoruz.
Bu arada gazetede okudum, üniversite binamızın resmi açılışı olmuş; şehrimize hayırlı olsun. Haftaya görüşmek üzere. “Sağlıkta Gündem”i okuyun, sağlıklı yaşayın.

6 Temmuz 2010 Salı

Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Dr.Ahmet Ayer: Depresyon Cinsel Yaşamıda Etkiler!

Depresyon nedir?
Aşağıdaki semptomlardan beşinin yada daha fazlasının 2 haftadan uzun sürede olması
1-İlgi kaybı yada artık zevk alamama.
2-Depresif duygu durum.
3-Kendini üzgün ya da boşlukta hissetme.
4-Gün boyu süren, tüm etkinliklere karşı ya da etkinliklerin çoğuna karşı ilgide belirgin azalma veya bunlardan eskisi gibi zevk alamama.
5-Kilo kaybı yada kilo alımı.
6-Uykusuzluk ya da aşırı uyuma.
7-Huzursuzluk ya da kendini ağırlaşmış hissetme.
8-Yorgunluk, bitkinlik ya da enerji kaybının olması.
9-Değersizlik ya da suçluluk duyguları.
10-Düşüncelerine belirli bir konu üzerinde yoğunlaştıramama ya da kararsızlık.
11-Yineleyen ölüm düşünceleri.

Depresyonu Tetikleyen Hastalıklar Nelerdir?
İnme.
Epilepsi.
Kanser.
Anemi.
Diyabet.
Kalp hastalıkları.
Tiroid hastalıkları.
AIDS-HIV.
Parkinson hastalığı.
Demansiyel hastalıklar.
Multipl Skleroz.
Fibromiyalji.
İlaçlara bağlı olarak.

Depresyon en çok kimlerde görülür? risk faktörleri var mı?
Depresyon Kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülür. 18-44 yaşları arasına özellikle 25 yaştan sonra görülür.Kadınların depresyonunun erkeklerden iki kat fazla olması, erkeklerin depresyon belirtilerini alkol kullanımı yada değişik eyleme vurum davranışları şeklinde ifade etmesi, kadınların bu olanakları kullanamamaları,aynı stres etkini karşısında daha yoğun belirtiler göstermeleri biçiminde açıklanmaktadır. Diğer önemli bir açıklamada hormonal nedenler ve geleneksel kadın rolü ile ilgilidir. Ayrıca kadınlarda gebelik, doğum, premenstrüel dönem gibi biyolojik ve psikolojik olarak depresyona yatkınlık yaratan ek özellikler vardır.
Risk faktörleri olarak;
•Erken ebeveyn kaybı
•Madde ve alkol kullanımı.
•Kadın olma.
•Düşük Sosyo-ekonomik düzey.
•Ayrı yaşama,boşanmış olma
•İşsizlik.
•Kişilik yapısı.
•Çocukluk döneminde kötü yaşantılar.
•Anksiyete bozuklukları.
•Bazı ilaç kullamımları.
•Tıbbi hastalıklar.
•Hormonal değişiklikler.
•Daha önce depresyon geçirmiş olmak.
•Ailesinde depresyondan intihar eden birey olması.

Depresyon Genetik mi?
Depresyon kalıtsal özellik göstermekle birlikte, aile, ikiz, evlat edinme çalışmaları genel olarak anlamlı kalıtsal bileşenleri göstermektedir. Ailesinde depresyon geçirmiş bireylerin olması, bireyleri depresyona daha duyarlı yapmaktadır. Depresyonun genetiğini açıklamak için daha çok genom taraması çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır.

Depresyon cinsel yaşamı etkiler mi? Bu hastalara ne öneriyorsunuz?
Depresyon ilgi kaybı, uyku sorunları, suçluluk duyguları, kendini beğenmeme, güvensizlik belirtileri nedeni ile cinsel yaşamı direk etkiler. Bu durumun psikolojik tedavi ve terapi ile tamamen düzelmesi mümkündür. Hekime başvurmalı ve eşler birbirine karşı anlayışlı ve destekleyici olmalıdır.

Depresyon tedavisi gören kişi bunu işyerine bildirmeli mi?
Depresyon klinik özellikleri nedeniyle tedavisi uzun devam edeceği için (en az 6 ay) aile ile ve iş yeri ile paylaşılmalıdır. Böylece birçok yanlış anlaşılmanın, gereksiz tartışmanın ve performans düşüklüğünün önlenmesi sağlanacaktır. Çünkü depresyon tedavisi uzman tarafından sürdürülürse tamamen düzelebilen bir hastalıktır.

Celal Bayar Üniversitesi Psikiyatri Uzmanı Prof.Dr.Ömer Aydemir:Depresyonda Ya İlaç Ya Psikoterapi!

Depresyon hangi yöntemlerle tedavi edilebilir?
Depresyon tedavisinde iki temel tedavi yöntemi kullanılmaktadır. Bunlardan bir tanesi ilaç tedavisidir ve antidepresan denilen ilaç grubu bu amaçla yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bunun dışında depresyonda psikoterapi yöntemleri de uygulanmaktadır. Hastalığın çok hafif olduğu ve açıkça yaşam olayları ve stresler nedeniyle oluşmuş durumlarda psikoterapi yöntemleri tek başına kullanılsa bile, daha şiddetli hastalarda antidepresan ilaç tedavisiyle psikoterapi yöntemleri birlikte kullanılmaktadır.

Depresyon ilaçlarının çoğu zaman faydalı olmadığı yönünde bir inanış var…
Antidepresan ilaç tedavilerinin etki göstermedikleri ve işe yaramadıkları yönünde bir tartışma sürekli vardır. Ancak çalışmalar göstermektedir ki, depresyon hastalık düzeyinde bulunduğunda antidepresanlar çok başarılı sonuç vermektedirler. Ama depresyon bir hastalık değil de, gündelik moral bozukluğu düzeyindeyse, antidepresanlar işe yaramamaktadır. Yani depresyon hastalığında mutlaka bir etkili tedavi yapmak gerekirken, sadece moral bozukluğu veya yaşadığı olaylara bağlı üzüntü veya mutsuzluk yaşayan bir kişi hastaymış gibi tedavi edilmemelidir. Bunun ayrımını da psikiyatri hekimleri yapabilmektedir. Antidepresan ilaçlar bir hastalığı tedavi etmede kullanılan bir grup ilaçtır. Hiçbir zaman bir moral dopingi, mutluluk ilacı, uyuşturarak dertleri unutturan bir madde veya alışkanlık yapan bir ilaç değildir. Tedavide kullanılan ve beynin çalışmasında düzenlemeler yaparak etki eden kimyasal maddelerdir. Antidepresan ilaçlar depresyon hastalığında başarıyla kullanılmakta ve %80’lere varan yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.

Depresyonda psikoterapinin yerinden bahsedebilir misiniz?
Antidepresan tedavilerin yanında hastalara psikoterapiler uygulanmaktadır. Bu tedaviler çeşitli kuramlara dayanan ve yıllar içinde bilgi birikimiyle temelleri oturtulmuş yöntemlerdir. Bu tedaviler psikanaliz denilen insanın ruhsal çatışmalarını çözmeye yarayan tedaviler ile bilişsel-davranışçı terapi denilen insanın düşünce yapısındaki olumsuz düşünce kalıplarını ve davranış kalıplarını işlevsel olanlar ile değiştirmeye yarayan tedavilerdir. Bunlar dışındaki kuramlara dayanmayan, hastaya akıl öğretmeye veya yaşamına çeki düzen vermeye yarayan, uğraşları tedavi edici girişimler veya terapiler diye kabul etmek doğru değildir. Bunlar hastaları gündelik avuntularla oyalamaktadır.

Depresyon tedavisinde ne tür ilaçlar kullanılır?
Depresyon tedavisinde kullanılan antidepresan ilaçlar çoğunlukla beyinde hücreler arası iletiyi sağlayan kimyasal maddelerin taşınmasında veya düzeylerinde ortaya çıkan değişiklikleri normale döndürür ve beyinde bozulmuş iletiyi düzelterek düşünce, bellek, öğrenme ve duygu durumun düzenlenmesini sağlar. Bu antidepresan ilaçlar özellikle beyin kimyasında serotonin veya noradrenalin denilen maddeler üzerine düzenleyici etki gösterir. Son yıllarda başka kimyasal maddeler üzerine etki gösteren ilaçların geliştirilmesi için uğraşılmaktadır.
Gündelik uygulamada serotonin üzerine etkili ilaçlar en çok tercih edilenlerdir. Bu ilaçlar görece olarak yan etkileri düşük, başka ilaçlarla geçimsizlikleri olmayan ve etkileri kanıtlanmış ilaçlardır. Hastalardaki depresyon belirtilerini düzeltirken, eşlik eden kaygı, endişe belirtilerini de rahatlatırlar.

Depresyon mutlaka tedavi edilmeli mi?
Etkili tedavi edilmeyen depresyonda, tamamlanmış intihar ile ölüm riski %15 civarındadır. Bunun dışında, hastalar yaşam içindeki faaliyetlerini sürdüremezler ve iş, aile ve sosyal yaşamları olumsuz etkilenir. Depresyon şu anda dünyada en fazla yeti kaybı oluşturan hastalıklar sırasında dördüncüdür; 2020 yılında ise ikinci sırada olacaktır. Gelişmiş ülkelerde ise yeti kaybı açısından hep birincidir. Aynı zamanda iyi tedavi edilmemiş depresyon alkol ve madde kullanım sorunlarına, başka ruhsal hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Uzamış ve iyi tedavi edilmemiş depresyon bedensel hastalıklara da zemin hazırlamakta ve diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini dahi arttırmaktadır.

Depresyon tedavisi ne kadar sürer?
Depresyon tedavisi 3 aşamalı bir tedavidir. Birinci aşamada hastanın depresyona ait belirtilerin tedaviye yanıt vermesi beklenir, bu süre 4-6 haftadır ve belirtilerin başlangıca göre yarı yarıya azalması beklenir. Bu elde edildikten sonra ortalama 2-6 hafta içinde kalan tüm belirtilerin düzelmesiyle hasta tamamen düzelmiş, iyileşmiş olur. Yani başlangıca göre ortalama 3 ay içinde hasta tamamen düzelmiş olur. En tehlikelisi bu aşamada ilaçların bırakılmasıdır çünkü bu aşamada ilaç bırakanlarda hastalık hemen her zaman yineler. Tamamen düzelen hasta en az 1 yıl bu iyilik halini sürdürmek üzere ilaç tedavisini sürdürmelidir ve böylece tamamen iyileşmiş kabul edilebilir. Yine de hastanın o anki durumuna göre, hekim kontrolünde ilacını kesme kararı verilmelidir. Sonuç olarak depresyon tedavisi tedavi başlandıktan sonra ortalama 1,5 yıllık bir süreçtir.

Depresyon tedaviden sonra tekrarlayabilir mi?
Depresyon yineleme riski yüksek bir hastalıktır. Önceki soruda da belirttiğim gibi, tedavisi tamamlanmadan kesilen hastalarda yineleme riski yüzde yüzdür. Ancak her türlü önlem alınıp en uygun şartlarda tedavisi tamamlanan hastalarda da depresyonun yineleme riski bulunmaktadır ve bu risk ortalama olarak ilk hastalık döneminden sonra 5 yıl içinde %60-80 arasındadır. Yineleme sayısı arttıkça, hastalığın yinelenme riski daha da yükselmektedir. Yani ikinci hastalık dönemini geçirdikten sonra üçüncüsüne yakalanma riski %90 civarına gelmekte, üçüncüsünden sonra dördüncünün riski ise %100’e yaklaşmaktadır. Yineleme başlangıçta hastanın yaşamında bulunan stresli olaylara bağlı olarak ortaya çıksa bile, ilerleyen yıllarda kendiliğinden yinelemeler de baş gösterebilir. Bu da hastalığın şiddetlendiğini gösterir.

Depresyon ilaçları cinselliği etkiler mi?
Antidepresan ilaçların pek çoğu cinsel yan etkilere neden olmaktadır. Kadınlarda cinsel isteksizlik veya orgazm olamama, erkeklerde ise yine cinsel isteksizlik ve sertleşme zorluğu biçiminde görülebilmektedir. İlaçtan ilaca değişmekle beraber, bu oran yaklaşık yarı yarıyadır. Bu yan etkilerin hiçbir tanesi kalıcı değildir ve ilaç kesilince ortadan kalkar. Bazı hastalarda doz azaltarak veya zamanla ilaca vücudun alışmasıyla kaybolduğu da olabilmektedir.

29 Haziran 2010 Salı

Ağız ve Diş Sağlığımız: KORKUNUN DİŞE FAYDASI YOK!

Sevgili Manisalı hemşerilerim,
Yoğun bir çalışma ve emek sonrası gençlerimizin üniversite sınavları bitti ve yaz tatili başladı. Bizde iki haftadır ilanını vermemize rağmen yayınlayamadığımız ağız ve diş sağlığı konusunu bu hafta yayınlıyoruz. Ağız ve sağlığı genellikle yaşamı tehdit etmiyor gibi görünür ve bu yüzden çok fazla önemsenmez. Ama genel sağlık için çok önemlidir. Ağız ve dişlerdeki bir takım problemler sindirim sisteminden, insanın konuşmasına kadar birçok işlevi olumsuz etkiler. Hatta bazen ağız kokusu çiftlerin boşanmalarına varan toplumsal sorunlara bile yol açabilmekte. İşte bu nedenle ağız ve diş sağlığına çok önem vermeliyiz. Bu nedenle Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi Başhekimi Ammar Hekimoğlu’nu ziyaret ettim ve hastane hakkında bilgi aldım. Yeni hastanenin şuan mevcut olan Merkez Efendi Devlet Hastanesi sınırlarında meteorolojinin önündeki alana yapılacağı müjdesini verdi. Hatta planını birlikte inceledik, açıkçası biraz küçük olması dışında ben çok beğendim. Değişik bir mimari ile plan yapılmış. Küçüklük konusunda ise ileriye dönük olarak yetmeyebilir izlenimi verdi, ama tabii ki şuan ki mevcut şartlara göre çok daha iyi olacak.
Hiç düşündünüz mü niye diş sorunlarımızı genellikle erteleriz?
Yanıtını ben vereyim: HEPİMİZ DİŞ HEKİMİNDEN KORKUYORUZ! Çünkü acı çekmek istemiyoruz. İkinci en büyük neden ise ulaşılabilirlik sorunlarıydı. Ben hekim olmama rağmen diş hekimlerine gitmeye çekinirdim. Eskiden diş poliklinikleri vardı, yoğunluktan temizlik sıkıntısı çekerdik, bir özensizlik vardı maalesef. Geçenlerde dolgu yaptırmak için Diş Hastanesine gittiğimde çok sevindim. Çünkü her hastaya ayrı açılan aletler, sıra sistemi tıkır tıkır işliyor ve işiniz en iyi şekilde gerçekleşiyor. Günümüzde artık bu sorunlar yavaş yavaş azalıyor. Geriye korku sorunu kalıyor. Onun için de bizlerin yapacağı bir şey yok artık ama çocuklarımıza bari bu korkuyu aktarmayalım. Bu nedenle de 3-5 yaşlarında şikayetleri olmasa da çocuklarımızı diş hekimleriyle tanıştırmalıyız. Önümüzdeki haftalarda çocuklarda ağız ve diş sağlığı ile ilgili konularda da sizlere değerli bilgiler vereceğim.
Mevcut hastanemizde çok sayıda diş hekimi var ve ayrıca periodonti, endodonti, protez ve pedodonti konularında uzman diş hekimlerimizde var. Gelecek haftalarda hem bu uzmanlık alanlarıyla ilgili hem de hastalıkları hakkında yayınlarım olacak.
Ben maalesef görsel olarak iyi bir diş yapısına sahip değilim. Önce küçük yaşta tetrasiklin içtiğim için sararmış dişlerim. Ardından da iyi bir fırça eğitimi almadığımız için lise yıllarında diş bakımını çok iyi yapmadım. Bu nedenle çok sayıda çürük, dolgum filan var. Şimdi geriye dönüp baktığımda üzülüyorum, keşke bir daha başa sarabilsem de dişlerim daha sağlıklı olsa… İşte belki de bu nedenle kendi kızıma her akşam dişlerini fırçalamasını göstermeye çalışıyorum ve diş sağlığına çok önem veriyorum. Hiç olmazsa onlar ileride pişmanlık duymasınlar. Bu hafta genel ağız ve diş sağlığı hakkında bilgileri diş hekimlerimiz Asım Tokul ve Muammer Sürer’den öğrendik. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Ben hekimlerimizden öğrendiğimi bir iki cümleyle özetlemek istiyorum: günde en az iki kez dişler fırçalanacak, arada diş ipi kullanılacak, macun florür içeren olacak, pahalı macun illaki çok iyi demek değil-doktora danışılacak, sert cisimlerle dişler kurcalanmayacak ve sağlığın olmazsa olmaz kuralı; aslında hasta olmadan kontrole gidilecek.
Sağlıkta Gündemi okuyun sağlıklı yaşayın.